Çin Solu savaş hakkında ne diyor: “Rusya-Ukrayna cepheleşmesi: Ya milliyetçilik ya liberalizm mi?”

Yazar: LIU Jiming

Çevirenin notu: 1963 doğumlu Liu Jiming, çağdaş Çin edebiyatının önemli isimlerinden. Roman, öykü ve söyleşileriyle tanınıyor. Çin Yazarlar Derneği üyesi ve çok sayıda prestijli edebiyat ödülünün sahibi. Günümüzde Çin toplumunun alt tabakalarını ve dışlanmış kesimlerini konu alan “madun edebiyatı” (diceng wenxue) akımının önde gelen temsilcilerinden biri olarak kabul ediliyor. Çin’in meşhur Yeni Maoist yayın organlarından biri, Liu’yu, “Günümüz Çin’inde işçi sınıfının bakış açısıyla yazan ve konuşan az sayıda aydından biri” olarak tanımlıyor. Liu, edebi yapıtlarının yanı sıra, güncel siyasal sorunlar hakkında da makaleler kaleme alıyor.

Liu Jiming, aşağıda okuyacağınız yazıda, Rusya-Ukrayna savaşının Çin’de özellikle sol hareket içinde yol açtığı kırılmayı, bu kırılmanın başlıca taraflarını ve bu meselede sosyalist konumlanışın nasıl olması gerektiğini tartışıyor. Savaşın başından beri çeşitli sol yayın organları, dünyanın dört bir yanından ilerici örgüt ve aydınların konuya ilişkin açıklama ve yazılarını Türkçeleştirdi. Çin söz konusu olduğunda ise, yalnızca itidalli resmi açıklamalar basına yansıdı. Liu’nun yazısı, ilgili okurlara, Çin solundaki canlı polemikler hakkında en azından bir fikir verecektir. (O.Ü.)

***

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri operasyonu başladığından beri, dünya ve özellikle de Çin kamuoyu hızla iki büyük kampa bölündü: “Rusya yanlısı hizip” ve “Ukrayna yanlısı hizip.”

“Rusya yanlısı hizip,” bu ülkenin pozisyonunu kararlılıkla savunuyor. Buna göre, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaş, ABD’nin başını çektiği NATO’nun hegemonyacı genişleme siyasetine; kendi varlık alanını sürekli baskı altına almasına; Ukrayna’nın ABD gibi Batılı ülkelerin kışkırtmasıyla Rusya’nın güvenliğini taciz ve hatta tehdit etmesine karşı direnmek amacıyla başvurduğu haklı bir harekattır. “Ukrayna yanlısı hizip” ise, Rusya’nın Ukrayna saldırısını, hem egemen bir devletin siyasal egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün hem de insanlık değerlerinin vahşice ayaklar altına alınması olarak değerlendiriyor. Buna göre, ortada, hiçbir şekilde haklı görülemeyecek çıplak bir işgal savaşı vardır.

İşte, taban tabana karşıt bu iki görüş arasında şiddetli bir çatışma patlak vermiştir. Bu çatışmanın harareti, top atışlarının durmak bilmediği ve barut dumanlarının göğü sardığı Ukrayna’nın savaş meydanlarındakini aratmamaktadır. Bu iki farklı görüşün kaynağı, aralarında köklü bir “husumet” bulunan milliyetçi ve liberal kamplardır. Çin kamuoyunda ve siyasi yelpazesinde, söz konusu iki kamp arasındaki zıtlaşma ve rekabet geçmişe dayanır. Bunlardan liberalizm, 1980’li yıllarda öne çıkmış, bir dönem ana akım haline gelmiş ve içinde yaşadığımız yüzyılın başlarında adım adım gerileyip yerini milliyetçiliğe bırakıncaya dek Çin toplumunun yönelimini derinden etkilemiştir.

Bu iki düşünce akımının Çin’deki gelişim ve dönüşüm sürecini, daha önce “Kısa Düşünce Tarihi: Bir Devrin Başkalaşımı (2001-2021)” başlıklı makalemde ayrıntılı olarak tahlil ettiğim için, şimdi tekrar ele almayı gereksiz görüyorum. Burada masaya yatırmak isteğim şey ise şu: “Yeni Sol”un (1) geçen yüzyılın sonlarındaki yükselişinden beri, genel kanı odur ki, Çin toplumu ve düşünce hayatı, solun, liberalizm ve milliyetçilikle bir arada var olduğu bir evreyi ortaya çıkarmıştır. Ne var ki, “Rusya-Ukrayna Savaşı” gibi büyük bir uluslararası anlaşmazlık söz konusu olduğunda, durum, iki büyük hizip -yani, milliyetçilik ve liberalizm- arasındaki tartışmaya “indirgenmektedir.” Peki ya, önceleri üç sacayağından biri olarak kabul gören sol, niçin sırra kadem basmış veya en azından diğerlerince boğulmuş gibi görünmektedir?

Elbette ki, “sırra kadem basmaktan” veya “boğulmaktan” söz etmek biraz abartılı, hatta hatalı olacaktır. Aslına bakılırsa, liberalizmle didişen milliyetçi, “Rusya yanlısı kampın” çıkardığı gürültü patırtı içinde, çok sayıda solcu şahsiyetin hareketli karaltısı da her daim göze çarpıyor. Bu insanların sesi hiç de cılız değil. Aksine, milliyetçi kodamanların ve “pembelerin” (2) sesi kadar gür ve yankılı çıkıyor; pek çok solcunun ateşli desteğini ardına alıyor. Fakat daha dikkatli bir ayrım ve analiz, bu kişilerin görüşlerinin milliyetçilerinkiyle tıpatıp aynı olduğunu; öyle ki, bunların, solculukla ne ilgisi olduğunu anlamanın mümkün olmadığını ortaya koymaktadır. Örneğin, “Rusya yanlısı hizip”, Rusya’nın kendi ulusal çıkarlarını muhafaza ettiği kanaatindedir. “Eski ağabeyinin,” yolu kendisiyle ayrı düşen Ukrayna’yı pataklayarak ona bir ders vermesini olağan karşılamaktadır. Rusya, ABD’nin ve Batı’nın tehditlerinden ve yaptırımlarından çekinmemektedir. Taarruzunu ısrarla sürdürmekte; azim ve kararlılığını sergilemektedir. Böylece, küstah ve mağrur Amerikan hegemonyasına darbe indirmiştir. Özellikle ABD’nin, Çin’i sürekli baskı altına aldığı ve kuşattığı koşullarda, Rusya’nın kılıcına davranmaya cesaret etmesi ve ABD’nin fiyakasını bozması, sanki Çin’in hislerine de tercüman olmuş gibidir. Çin’in ve Rusya’nın, dünyanın mevcut gidişatı karşısında bir stratejik ortaklık ilişkisi ve bölge politikası geliştirmeye ihtiyaç duydukları göz önüne alınırsa, bu iki ülkenin ABD hegemonyasına karşı el ele verip direnmesi; ABD’nin ve Batı’nın Ukrayna eliyle Rusya’yı sıkıştırmasına ve zayıf düşürmesine karşı çıkması gerekmektedir. Rusya’yı savunmak, doğal olarak Çin’in ulusal çıkarlarına uygun düşmektedir. Dahası, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması ve ABD ile Batı’nın hegemonik etkisinin küresel ölçekte yayılmasının dizginlenmesiyle birlikte, Çin de, üzerindeki stratejik baskıyı hafifletmiştir. Dolayısıyla bu durum, Çin’in kalkınması açısından faydalıdır. Hatta bazıları, Rusya-Ukrayna savaşını, Çin’in ABD Saldırganlığına Direniş ve Kore’ye Yardım Savaşı’yla kıyaslayacak kadar ileri gitmekte; bunun, “adalet kampının hegemonyacı bloka karşı öttürdüğü hücum borusu” olduğunu iddia etmektedir.

Öte yandan liberal “savaş karşıtı” akım içinde de, yine solculuğuyla nam salmış bazı simalarla karşılaşıyoruz. Bu insanlar, kendilerini genelde saf Marksistler olarak tanımlasalar da, bu son olay karşısında aldıkları tutum, liberalizminkiyle bire bir aynıdır: “Her türden savaşa karşı çıkıyor, pasifist olduklarını ilan ediyorlar. Ancak dikkatle bakıldığında, aslında sadece, aleni ve fütursuz bir şekilde silahlı işgale girişen Rusya’ya karşı çıktıkları ve bu ülkeyi kınadıkları; ne var ki, arkada gizli kapaklı tertipler çeviren ABD’yi ve Batıyı görmezden geldikleri ve hoş karşıladıkları anlaşılıyor. Bunlar, olsa olsa, savaş fikri hakkında tek yönlü bir yargıda bulunuyorlar; savaşın temelinde yatan gerekçeyi tahlil etmeye yanaşmıyorlar. Savaşın yalnızca sonuçları hakkında konuşuyor; fakat sebeplerini incelemiyorlar.” (Sheshui nongfu, “Ukrayna’da Silahlı Savaş, Çin’de Laf Yarışı”).

Buradan yapılabilecek çıkarım şudur: İster milliyetçiliğin ister liberalizmin peşine takılmış olsun; “Rusya yanlısı hizbin” veya “Ukrayna yanlısı hizbin” korosuna katılan “solcular,” bir zamanlar bağımsız bir düşünce akımı olarak sahip oldukları özne niteliğini büsbütün yitirmişlerdir.

Bu olgunun ortaya çıkması, hiç de tesadüf değildir.

Musevi kökenli Amerikalı akademisyen Michael Walzer, Soğuk Savaş’ın ardından ve ‘tarihin sonuyla’ birlikte, solun, artık Marksizm gibi kapsayıcı bir kuramsal desteğe sahip olmadığını; bütün toplumsal sorunları tezelden temel ve büyük tek bir sorunla ilişkilendirmeye cesaret edemez hâle geldiğini öne sürüyor. Bu insanlar -yani solcular- her ne kadar hâlâ eleştirel görüşleri dile getiriyorlarsa da, artık yalnızca belirli tekil sorunlara (örneğin, eğitim, sağlık güvencesi, sosyal güvenlik, iş piyasası veya temel yurttaşlık hakları vb. gibi) ilişkin kısmi tartışmalar yürütebiliyorlar. Solcu aydınlar, öyle görünüyor ki, bütüne ilişkin değer yargılarını ve dünya görüşlerini neredeyse kaybetmişlerdir.

2006 yılında, kendisiyle yaptığımız bir söyleşide, Kuang Xinnian (3) şöyle demişti: “Kısa süre önce, hayal kırıklığıyla fark ettim ki, birtakım solcu arkadaşlar hızla milliyetçiliğe ve elitizme sapmışlardır. Bu türden bir milliyetçi sapma, kişisel ve öznel sebeplere bağlanamaz. Aksine bu, tarihsel koşulların getirdiği sınırlılıklardan kaynaklanmaktadır. Uzun yıllar önce, Amerika’daki bir arkadaş, milliyetçiliğin Çin’de sol düşüncenin önemli çıkış noktalarından biri olduğunu söylediğinde, ona şöyle karşılık vermiştim: Milliyetçilik ve sol ideoloji arasındaki nihai ölüm-kalım mücadelesinde, bazı solcu arkadaşlar, çıkış noktasındaki konumlarına sıkı sıkıya bağlı olduklarını gösterdiler. Ancak ileri gitmeyen, geriye düşer. Üretkenlikten uzak, içi boş ısrarcılık, düşünce alanında çöküşü kaçınılmaz kılar. 2004 yılında sağ düşünce gerilemeye başlarken, sol düşünce de aynı şekilde devingenliğini yitirmiştir.” (Liu Jiming ve Kuang Xinnian, “Yeni Sol Edebiyat ve Mevcut Düşünsel Koşullar”)

Gerek Michael Walzer gerekse Kuang Xinnian, mutlaka yüzleşilmesi gereken bir gerçekliğe işaret ediyorlar: Büyük toplumsal devrimlere, daima, geleceğin kusursuz toplumsal düzenine yönelik ütopyacı bir gelecek vizyonu önayak olur. Ancak devrim bir kez sona erdi mi, bu ihtişamlı ve ütopik gelecek vizyonu da yok olup gider. Geride kalan kırk yılda, neredeyse bütün Çin halkı, böylesi bir “ütopya”nın yok olup gitmesinden sonra ortaya çıkan acı sonuçları deneyimlemek zorunda kalmıştır. Dolayısıyla, “kapsayıcı bir kuramın ve dünya görüşünün desteğini” yitiren solcular, hesapsızca ve topluca, yüzlerini devletseverliğe (4) dönmüşlerdir. Kaldı ki bu, mantıksal ve pratik çıkarlara denk düşen zorunlu bir tercihtir.

Kuang Xinnian’in 2006 yılında dikkat çektiği mesele, yani solun “yüzünü devletseverliğe dönmesi” eğer o vakitler bir “ön belirti” ise, on yılı aşkın süre sonra, bu tür “belirtiler” artık çoktan sıradan birer olgu hâline gelmiştir. Bir araştırmacının dediği gibi: “Pek çok solcu vardır ki, bunlar, özünde devletseverdir. Solculukla ilgisi olmayan devletseverler de, genelde bilinçli ya da bilinçsiz bir biçimde sol bir söylem kullanırlar. Örneğin, ‘(Çin karşıtı) sermaye medyayı kontrol ediyor’ türünden laflar ederler; ama sermayenin Çin’de baskın üretim ilişkisi olarak var olmasına neredeyse hiç kafa yormamışlardır. Bazı solcular, devletseverlerin, böyle birkaç lafa -yani kesilip biçilmiş, allanıp pullanmış solcu propagandaya- tav olacaklarına ve bunun üstüne bir de toplumsal gerçekler hakkında eğitilirlerse, yüzlerini şıppadanak sosyalizme döneceklerine inanıyorlar. Bu yüzden de, devletsever basınla işbirliği yapmaktan gayet memnun oluyorlar. Sanıyorlar ki, kendileri devletseverliği ‘kullanmaktadır.’ Oysa ki gerçek, bunun tam tersidir. Devletseverlik propagandası yapan örgütlenmelerin üyeleri arasında, [solcu olduğunu düşünenlerin] oranı fazladır. Bunların içinde, bazı genç akademisyenlerin yanı sıra, zamanında Yeni Sol akımda yer almış pek çok kimse de bulunmaktadır. Eski Solcuların sarsılmaz duruşuyla kıyaslandığında, akademi içindeki Yeni Solcular muazzam bir dönüş sergilemiş ve kendilerini, sermayenin ve ‘büyük devlet rüyasının’ kucağına bırakmışlardır. Bununla da yetinmemiş, resmî propagandanın ağız değiştirmesine koşut olarak, birçoğu hükümet medyasının onur konuğu hâline gelmişlerdir. Sermaye, yeni medyanın düşünce sahasına yıllardır nüfuz ederken, bu durum, iktidar aygıtının kafasına henüz dank etmiştir. Ama hiçbir şey için geç değildir; çünkü Yeni Solun ‘Liangshan Kahramanlarını’ (5) kendi saflarına kazanmışlardır. Sistemin içinde kalan Eski Solcular -örneğin, ömür boyu revizyonizmi ifşa etmek için didinip duran Wei Wei, Li Chengrui gibi emektar kadrolar- bir bir yaşamını yitirmiştir. Devletin dışındaki sol ise başkalaşım geçirmiştir. Keskin radikal sol inişe geçerken, bunun yerini, devletsever söylemi takip eden ve iktidara gitgide yakınlaşan bazı kişiler almıştır…” (Zheng Ziyan, “Çin Solunun Devletseverliği: Nereden Geldi, Nereye Gidiyor?”)

Devletseverlik ve milliyetçilik, aşağı yukarı aynı tarihlerde ortaya çıkmış siyasal akımlardır ve bunlar, sahip oldukları değerlerin yönelimi bakımından büyük benzerlik göstermektedir. Dolayısıyla, Rusya-Ukrayna cepheleşmesinde, milliyetçi koroya katılan solcuları hayretle karşılamamak gerekir. Zira, Marksizm-Leninizm-Maoizmin “kapsayıcı kuramını” bordadan atan solcular, kaynağı olmayan sudan ya da köksüz ağaçtan farksızdır. Bunlar, kendi kitle temelini kaybetmişlerdir. Olsa olsa, suyun üstündeki yaprakçıklar gibi, dalganın götürdüğü yere doğru sürüklenebilir; ya milliyetçiliğe ya da liberalizme eklemlenebilirler. Bundan başka seçenekleri yoktur.

Halihazırda, bağımsız bir ideolojik topluluk olarak sol mevcut değildir. Sol kavramını kullanmakta ısrarcı olanlar, Çin siyasal jargonundaki geleneksel ‘sol’ kavramıyla karışıklık yaşamamak adına, kavramın başına -“milliyetçi sol” veya “Marksist-Leninist-Maoist sol” örneklerinde olduğu gibi- birtakım zorunlu ön ekler getirmelidir. İnsanların Weixin gruplarında (6) yorulmak bilmeden kim “hakiki sol”, kim “sahte sol”, kim “yalancı sol” diye tartışıp durmalarını; hatta laf dalaşına girip birbirlerine düşman kesilmelerini önlemek için gerekli olan şey budur.

Milliyetçiliğin ve liberalizmin yaygarasına sahne olan “Rusya-Ukrayna cepheleşmesinde”, bu savaşı yorumlamak için samimiyetle Marksist-Leninist-Maoist kurama başvuranlar da vardır. Örneğin, 2000 sonrası sol genç kuşaktan bir yazar, kaleme aldığı makalede şu tahlile yer veriyor: “Savaşı, kendi çıkarları ve hegemonya için kapışan Ukraynalı ve Rus oligarklar kışkırttı. Ama olan, top atışları altında kalan ve ölümün kıyısına gelen sıradan Ukrayna halkı ile korku ve sefalet içine itilen sıradan Rus halkına oldu. Ukrayna hükümetinin yozlaşmış ve kokuşmuş niteliğini inkâr etmiyoruz. Öyle bir hükümet ki, kitleleri Rusya’nın hem işçi sınıfıyla hem de oligarklarıyla cebelleşmeye zorluyor; vatandaşın eline silah tutuşturup yurtdışı çıkış yasağı getiriyor; yaşlıları ve çocukları askeri eğitime sokuyor; Azov Taburu’yla suç ortaklığı ediyor vs… Fakat bütün bunlar, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın haklı bir savaş olduğunu asla göstermez. Evet, Ukrayna hükümetinin işçi sınıfına zulmetmesi haksızdır; Rusya hükümetinin savaş açarak Ukrayna işçi sınıfını kırıp geçirmesi ise daha haksızdır. Tek haklı taraf, eziyet altında ayağa kalkıp direnen insanlardır. Anlayışı ve duygudaşlığı hak eden taraf, Ukrayna ve Rusya’nın geniş halk kitleleridir. Rosa Luxemburg’un dediği gibi, ‘Bu kanlı kargaşadan ve uçurumdan kurtulmak için, denebilir ki, sosyalizmden başka hiçbir kurtuluş umudu, yardım eli veya çıkış yolu yoktur. Sadece proleter dünya devrimi, düzeni yeniden sağlayabilir ve kargaşaya son verebilir. Sadece proleter dünya devrimi, herkese iş ve ekmek sunabilir. Sadece proleter dünya devrimi, bütün ulusların birbirini kırdığı bu savaşı nihayet sona erdirebilir. Sadece proleter dünya devrimi, ıstırap içinde kıvranan insan topluluğunun barışı, özgürlüğü ve gerçek kültürü yeniden inşa etmesini sağlayabilir’.” (Xiao Jie, “Ya Sosyalizme ya Barbarlığa Doğru”)

Buna ek olarak, solu, “devrimciler” olarak yeniden adlandırmayı deneyenler de vardır. Örneğin, yukarıda değindiğimiz Sheshui nongfu mahlaslı yazarın “Ukrayna’da Silahlı Savaş, Çin’de Laf Yarışı” başlıklı yazısında, şöyle denilmektedir: “Gerek Rusya gerekse Ukrayna, dağılan Sovyetler Birliği’nin içinden çıkarak dönüşüme uğramış kapitalist ülkelerdir. Geçmişte her ikisi de, ABD ve Batının tertiplediği [anti-komünist] ‘renkli devrimlere’ canıgönülden ayak uydurmuştur. (7) Şüphesiz ki, günümüzde her iki ülkeye egemen olan da, devlet varlıklarını mideye indirerek semiren ve emekçi halkı sömüren oligarşik kapitalist sınıflardır. Devrimciler, savaşın temel sebebinin küresel kapitalizmin eşitsiz gelişmesi olduğuna inanırlar. Her emperyalist ülke, etki alanı için rekabet etmek ve kendi tekelci sermaye sınıfının çıkarlarını en iyi biçimde korumak adına, farklı ülke halklarını birbiriyle boğazlaşmaya zorlar. Böylece, bütün ülkelerde işçi sınıfını ve emekçi halkları savaş uçurumunun dibine iter.” Yazar, şöyle düşünüyor: “Çin’de ‘savaş karşıtı hizbin’ merkezinde, esasında, burjuva liberal ‘kamusal aydınlar’ bulunmaktadır. Bunlar, istikrarlı bir biçimde, Amerika’ya tapar ve ve Rusya’yı kötüler. ‘Hurracı hizbin’ (8) merkezinde ise, sınıflar-üstü milliyetçiler, devletsever ‘pembecikler’ vardır. Bu kesim de, Amerika’ya karşı çıkma ve Rusya’yı destekleme konusunda istikrarlıdır. Marksizm-Leninizm-Maoizmi temel alması gereken ‘devrimciler’ ise, bütün ülkelerin işçi sınıflarının ve emekçi halklarının temel çıkarlarını temsil ederler. Hem ABD’nin ve Batı’nın hegemonyacı yayılma politikasına karşı koyarlar hem de Rus ve Ukrayna oligarşik kapitalist sınıflarının ‘vatan’ adına giriştikleri askeri çatışmanın haksız niteliğini teşhir ederler. Savaşta fedakarlıklara katlanmak zorunda kalan her iki ülke -yani, hem Rusya hem Ukrayna- halklarının da acılarını paylaşırlar. Rusya ve Ukrayna kapitalist sınıflarının kışkırttığı savaşın, insan toplumunun başına bela ettiği muazzam felaketlere ve suçlara itiraz ederler.”

Xiao Jie ve Sheshui nongfu mahlaslı yazarın görüşlerine büyük ölçüde katılıyorum. Bununla birlikte, şayet “devrimciler”, “Rusya yanlısı hizip” ile “Ukrayna yanlısı hizip” dışında üçüncü bir grup ve görüş olarak ele alınıyorlarsa, bunun aşırı iyimser bir yorum olduğunu düşünüyorum. Bu şiddetli ve devasa “Rusya-Ukrayna cepheleşmesinde,” “devrimci” denilen grup, ne etki alanı ne de büyüklük bakımından diğer iki akımla boy ölçüşebilecek bir durumdadır. Öyle ki, bunları tanıyan insanların sayısı pek azdır. Dolayısıyla, “devrimciler” kavramı, kurulu bir gerçekliği tanımlamaktan öte, en saf haliyle işçi sınıfının siyasal gelecek vizyonuna ait bir ifadedir.

Ukrayna savaşı, en temelde, ABD’nin başını çektiği eski, köklü emperyalistler ile Rusya gibi alt kademe emperyalist bir ülkenin, etki alanlarını paylaşmak ve bunun için mücadele etmek; kapitalizme içkin çelişkileri farklı yöne çekerek yönetilebilir kılmak amacıyla giriştikleri bir iç çatışmadır. Halihazırda, günlerdir süren bu çatışmaların tıkandığı ve bir çıkmaza girdiği görülüyor. Fakat bu durum, Afganistan’daki savaş kadar uzun sürmeyecektir. Tarafların, çok da uzun olmayan bir zaman dilimi içinde, bir tür uzlaşmaya varmaları muhtemel görünmektedir. Bunu belirleyen, yalnızca ABD ve diğer Batılı ülkelerin kendi çıkarları temelindeki ihtiyaçları değil, fakat aynı zamanda, Rusya’nın içinde bulunduğu krizdir.

Putin, işçi sınıfının ve komünizmin dostu değildir. Aksine, amansız bir milliyetçi ve burjuva siyaset erbabıdır. Putin’in, ülke içindeki komünist örgütlenmeleri şiddetle bastırdığını, Büyük Petro’yu taparcasına sevdiğini, Lenin ve Stalin’e türlü çamurlar attığını görmek hiç de zor değildir. Çin’deki bazı milliyetçi solcular ise, Putin’i, komünizme ihanet etmiş aşırı sağcı bir siyaset cambazı olan Yeltsin’in değil, fakat Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin varisi olarak görerek yüceltme hatasına düşmektedir.

Xiao Jie gibi solcu gençlerin ve “devrimcilerin” konumuna anaakım kamuoyunda değer verilmiyor. Dahası, bazı akademik solcular bile bunlara burun kıvırıyor. Ancak ben, bunların, komünizmin ilk kıvılcımları ve Marksizm-Leninizm-Maoizmin, eski kuşakların mirasını devralan takipçileri olduklarını düşünüyorum. Sol, şayet bir gün yeniden tarih sahnesine çıkacaksa, terk edilen sınıf siyasetini geri kazanmaya mahkumdur. Sınıf siyaseti dediğimiz şey, Marksist-Leninist-Maoist kuramı; ikirciksiz bir şekilde bütün dünya işçi sınıflarının, ezilen ulusların ve ezilen halkların yanında saf tutmayı; Marksizm-Leninizm-Maoizmin savaşa ilişkin yaklaşımında ısrar etmeyi ve emperyalizmin savaşa ilişkin yaklaşımına karşı çıkmayı kapsamaktadır. Sol, ancak bu şekilde, kitle kuyrukçuluğu yaparak kendini oraya-buraya yamamaktan ve sahip olduğu zayıf konumdan gerçekten kurtulabilir; bağımsız bir düşünce okulu ve siyasal güç hâline gelerek yeni tarihsel inşa sürecine katılabilir.

07.03.2022

Türkçesi: Onurcan ÜLKER

Kaynak: “Yazar Liu Jiming” (作家刘继明 Zuojia Liu Jiming) Weixin sayfası. Makale, daha sonra Çin’in diğer pek çok Yeni-Maoist internet sitesinde de paylaşılmıştır. https://mp.weixin.qq.com/s/QQ9r_Vrum3AdxQFbfazqaA

Açıklayıcı dipnotlar

(1) “Yeni Sol”un Çin’deki anlamı, Batı ülkelerindekinden farklıdır. Çin’de Yeni Sol, piyasalaşma dönemi politikalarını şu ya da bu gerekçeyle eleştiren, sosyalist dönemi ise farklı düzeylerde olumlayan çok sayıda farklı eğilimi kapsayan bir tür şemsiye kavramdır. Önde gelen bir akım olarak 1990’lı yılların sonlarında ortaya çıktığı kabul edilmektedir. -ç.n.

(2) “Pembeler” ya da “pembecikler” (小粉红 xiao fenhong), internet forumlarını ve sosyal medyayı aktif olarak kullanan milliyetçi ve devletsever Çinli gençlere takılan lakap. Kavramın kökeni, milliyetçi hassasiyetlere sahip genç kadınların yoğun olarak kullandığı popüler bir forum sayfasının pembe arka plan rengine dayanmaktadır. Türkiye’deki “bordo klavyelilerle” kıyaslanabilir. -ç.n.

(3) Kuang Xinnian (d. 1963), günümüzde Çin’in önde gelen Yeni Maoist aydınlarından biridir. Pekin’deki Tsinghua Üniversitesi Çince Bölümü’nde edebiyat profesörü olarak görev yapmaktadır. -ç.n.

(4) Burada kullanılan ifadenin (国家主义 guojiazhuyi) bire bir çevirisi “devletçilik”tir. Ancak söz konusu kavram, Türkiye’de genelde sadece “devletin ekonomiye müdahalesi” ile ilişkilendirdiği için, yazarın kastettiği şeyi daha iyi açıklayan “devletseverlik” kavramını kullanıyoruz. -ç.n.

(5) Burada, klasik Çin edebiyatının anıt eserlerinden Su Kenarı’na atıf yapılıyor. Bu eserde, devlete isyan edip Liang Dağı’na çıkan bir grup eşkıyanın, hükümet tarafından affedilmeleri ve istilacılara karşı savaşa katılmaları anlatılmaktadır. “Liangshan -ya da Liang Dağı- Kahramanları”, devlete önce kafa tutup, sonra ortak düşmana karşı onunla uzlaşan bu kanun kaçaklarıdır. -ç.n.

(6) Çin’de en yaygın kullanılan anında mesajlaşma uygulaması. Türkiye’de daha çok İngilizce “WeChat” adıyla biliniyor. WhatsApp’a benzemekle birlikte, işlevleri çok daha fazladır. -ç.n.

(7) Alıntı yapılan makalede yazar, 2000’li yıllardaki ‘renkli devrimleri’ değil, 1980’lerin sonu ve 1990’ların başında Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’da yaşanan rejim değişikliklerini kastediyor. Yazıda, “Rus oligarşik kapitalist sınıfının sonraları Amerikancı lider Yeltsin’i terk ederek ve onun yerine siyasi bir zorba olan Putin’i öne sürerek, Ukrayna burjuvazisine kıyasla kendi çıkarlarına daha sıkı tutunabildiği” ifade ediliyor. Bkz. https://mp.weixin.qq.com/s/RHDXcdWO8vLxh-wVQC_anA -ç.n.

(8) “乌拉派” wulapai. Rus savaş nidasına (“Hurra”) atıfla, Çin sosyal medyasında Rusya taraftarlarına takılan isim. -ç.n.

Reklam

Çin Solu savaş hakkında ne diyor: “Rusya-Ukrayna cepheleşmesi: Ya milliyetçilik ya liberalizm mi?”” üzerine bir yorum

  1. Geri bildirim: Çin Solu savaş hakkında ne diyor: “Rusya-Ukrayna cepheleşmesi: Ya milliyetçilik ya liberalizm mi?” – Devrimci Proletarya

Yorumlar kapalı.